Böykücan’ın dramı

11111Buzul çağı sonrasından beri, milyarlarca yıldır ufacık delikten ortalama 3 kilo civarı insan yavrusu çıkıyorken Böykücan beybi şaaağvırlar, kocaman kapı süsleri, pastalar, süslemeler ve renkli balonlarla dünyaya gelmişti.

4 boyutlu çekilmiş ultrason fotoğraflarına olan benzerliğine pek şaşırılmış, burnu annesine, kulaklarıysa babasına benzetilmişti.

Ek gıdaya geçtiği altıncı ayın sonunda kakası biraz sulu çıktığı ve bolca gaz sancıları olduğu için iki ayrı doktordan fikir alınmış, sonunda irritabl barsak sendromu olmadığına anne ikna edilmişti.

1 yaşında sandalyeden düşen Böykücan’ın ilk kafa tomografisi çekilmiş ve ilerleyen günlerde kapüşonlu kıyafetler giydirilerek, yürüme çalışmalarında kendisine kapüşonundan itina ile tutularak eşlik edilmişti.

2 yaşına geldiğinde anne ve babası çocuklarını sünnet ettirip ettirmemek adına internetten türlü makaleler okumuş ancak sonunda ham meyvayı dalından koparmaya karar vermişlerdi.

Hemen mağazaya gidip işlemeli pelerin üstüne çapraz maşallah bandı ve sünnet tacı alınmış, ardından en yakın fotoğrafçıya girilip Böykücan’ın eline saçma sapan bir tüylü asa tutuşturulmak suretiyle boy boy fotoğrafları çekilmişti.

Giden pipi için evlerinin yakınındaki bir lokalde muhteşem bir kutlama yapılmış, minik Böykuş ‘’Amanda erkek olmuş benim oğlum’’ nidalarıyla bekar teyzeleri tarafından mıncıklanmıştı.
3 yaşında tabletten Candy Crush oynadığı için üstün zekalı olarak tanımlanan Böykuş, anne ve babasını nobelden nobele koşacağına dair inandırmıştı. (Sigmund Freud analyze this)
Değerlendirilmesi gereken bir cevher olan çocuğumuza çeşitli hafıza kartları, puzzle ve küpler alınmış ancak içlerinden en çok yine gösterdiği Candy Crush performansıyla aile tarafından takdir edilmişti.
4 yaşında evin ortasında anıra anıra şarkı söylediği için müziğe karşı sıradışı yeteneği olduğu kabul edilmiş ve 5 yaşında ilk gitarı alınmıştı.

Ve sonunda minik Böykuş; annesinin prensi, teyzesinin paşası, babasının aslan oğlu, halasının minnak kuzusu ve babaannesinin gulu gulusunun okul vakti gelmiş ve asıl hikaye burada başlamıştı…

Sizce de anneler biz bu işi biraz abartmadık mı? Dünyadaki en doğal süreçlerden biri olan hamileliği, doğurmayı, çocuk yetiştirmeyi kendi doğal döngüsü içinden çıkarıp adeta doğa üstü bir olaymış gibi yaşamaya başlamadık mı?
Senelerdir bizi anne olunca anlarsın diye ikna ettiklerine göre hadi gelin cümlenin öğesine ‘neyi?’ sorusunu birlikte soralım. Anne olunca neyi anlıyoruz? Verilebilecek cevapların çoğu patolojik iç dünyamızı yansıtıyor…

Lütfen anneliğe gereğinden fazla anlamlar yüklemeyelim. Anneliğimizi yücelterek kendimizi çocuklarımız üzerinden var etme hastalığına kapılmayalım. Bizim yaşadığımız o annelik buhranları ve anıları çocuklarımızın üzerinde nasıl hayat boyu yük olarak kalıyor biraz da buna kafa yoralım. Doğuruyoruz, büyütüyoruz ve çok seviyoruz hepsi bu.
Bunu anne olmuş ancak hala hangi sıradışı durumu anlaması gerektiğini çözememiş bir kadın olarak yazıyorum.
Lütfen Böykücan’lara kıymayın.

Sağlıcakla Kalın!

 

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz