Prof. Dr. Yeter Demir Uslu, ilk yazısıyla Annemonline.com’da: Sağlık hizmetlerinin kadın kahramanları

Kadınların aktif çalışma hayatına istihdamı.

Kadınların farklı sektörlerde istihdam edilerek iş hayatına kazandırılması önemli konular arasında yer almaktadır. Bu istihdam sürecinde sektörlerdeki pozisyonları açısından eşit fırsatlar tanınması ise ülkelerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından büyük değere sahiptir.

Ülkemiz nüfusuna genel olarak bakıldığında yarıya yakını kadınlardan oluşmaktadır. Büyük çoğunluğunu kadın çalışanların oluşturduğu toplam sağlık insan gücünün adaptasyon ve rol görevlerinin etkinliğinde, toplumsal faydayı artıracak politika ve uygulamalara her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması.

Global perspektiften bakıldığında gelişmiş ülkelerde kadınların çalışma hayatına istihdamı arttıkça kadın ve erkek eşitsizliğinin yaratmış olduğu cinsiyet ayrımı konusu gündeme alınarak önemi arttırılmıştır. Bu ayrımın en önemli göstergelerinden biri de çalışma alanlarının “kadın işi” ve “erkek işi” olarak ayrılmasıdır.

Ülkemizin coğrafi bölgedeki rakip ülkeler arasındaki liderlik vasfı ve muhasır medeniyetler seviyesine çıkabilme hedefleri açısından çalışma hayatı da dahil olmak üzere tüm sosyo-kültürel alanlarda kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması hedeflenmelidir. Bilindiği üzere sağlık hizmetleri, çoğunluğunu kadın emekçilerin oluşturduğu sektörler arasında yer almaktadır.

Fakat sektördeki pozisyonlara ve iş tanımlarına bakıldığında kadın ve erkekler farklı düzeylerde istihdam edilmektedirler. Bu durumu açıklayacak en önemli sebep toplumdaki kültürün kadına yüklediği roller ve kadın-erkek eşitsizliğidir.

Bu durum incelendiğinde kadınların yoğun olarak istihdam edildiği iş sektörlerinde ülkeden ülkeye göre çeşitlilik gösterdiği fakat bu duruma cinsiyetin değil, yönetim rejimi, kültür, din vb. gibi sosyo-kültürel faktörlerin sebep olduğu ortaya konulmuştur.

Nitekim bu durumun da cinsiyete dayalı eşitsizliğin anne ve baba tarafından daha aile hayatından başlayarak yetiştiriliş tarzına kadar yansımaları olduğu görülmektedir. Kültürel değerlerle kız ve erkek çocuklar farklı yönlendirilmekte; eğitimlerine verilen önem de farklı olmaktadır.

Bu durum iş hayatına taşındığında bekar kadınların evli kadınlara tercihi görev tanımlamalarını da değiştirerek sonucunda ücret farklılığına, hamilelik drumunda işten çıkarmaya kadar giden uygulamalarla gündeme gelmektedir.

Ancak günümüz koşullarına bakıldığında ekonomik geçim sıkıntıları, hayatın giderek pahalılaşması, işsizliğin beraberinde getirdiği yoksulluk gibi faktörlerle karşılaşıldığından geleneksel aile yapılarıda değişerek ataerkil görüşler terk edilmeye başlanmıştır.

Ülkeler arası ortak görüş kadınların çalıştığı sektörlerde ve pozisyonlardaki kazancın düşük olduğudur. Global olarak çoğu ülkedeki hekim oranlarına bakıldığında başta ABD, İngiltere, Japonya, İsviçre ve Fransa olmak üzere bu oran %15 seviyelerinde; Almanya ve Polanya’da ise %35 seviyelerindedir. Ülkemizde ise bu oran %40’ları bulmaktadır.

Türkiye’deki kadın iş gücü potansiyeli.

Son veriler göz önüne alındığında Türkiye’nin nüfusunu 80 milyondan fazladır. Toplam nüfusun yaklaşık %49,8’ini kadınlar oluşurmaktadır. 80 milyon içerisindeki iş gücü yaklaşık olarak 31 milyonu bulmaktadır. Bu nüfusun istihdam oranı ise %45’lere dayanmaktadır. Tüm bu veriler arasında TÜİK’e göre iş gücüne istihdam sağlanabilecek kadınların eğitim durumları; okuma yazma bilmeyenler %16, ilköğretim mezunu oranı %26,6, lise ve dengi okul mezunları %60, üniversite mezunlarının ise %41 seviyesinde olduğu görülmektedir. Ülkemizdeki her 100 erkekten 72’si çalışma hayatına katılırken, kadın nüfus üzerindeki bu oran %32 seviyesindedir.

Ülkemizdeki kadın iş gücü potansiyelinin çalışma hayatında istihdamındaki düşük oran kayıtdışı çalışma alanlarına nazaran kadınların çalışma hayatına katılımını engelleyen toplumsal etki ve sosyo-kültürel değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Ülkemizdeki geleneksel aile yapılarının görüşünde kadın “yuvayı yapan dişi kuş, yerinin evi olduğu sanılan birey, ilk olarak ailesi ve analık görevleri olan kişi” gibi tanımlandığı için kadınların aile dışarısındaki çalışma hayatına istihdamı önemli ölçüde kısıtlanmaktadır.

Kadınların sağlık hizmetlerindeki istihdamı.

Geleneksel tıp kültüründen modern tıbba geçiş ile birlikte önceden sağlık hizmeti sunumunun baş kahramanı olan kadınlar sağlık hizmetlerinden uzalaştırılarak, erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektör oluşturulmuştur. Doktorluk mesleğinin de getirisinin yüksek olması bu eşitsizliğin makas aralığını daha da açmıştır. Bu durum geçmişten günümüze kadar süregelen cinsiyete yüklenen rollerden kaynaklanmaktadır.

Bu rollere göre aile üyelerine bakımın sorumluluğu kadınların üzerindendir. Kadınlar çocuklarına, eşine, yaşlılara kısaca aile fertlerine bakmakla zorunlu tutulmuştur. Yüklenen bu rol kadınların sağlık hizmetleri sunumunda da aktif rol almalarını etkilemiştir. Bu sebeple gerektiği kadar uzmanlaşamamış ve hakettikleri pozisyonlar da çalışamamışlardır. Sağlık sektöründeki zorlu çalışma şartları ve kadınlara yönelik önyargılar göz önüne alındığında sektördeki kadın yöneticilerin varlığının da az oluşu ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak.

İnsana verilen değerin önemini ortaya koyan önemli bir alanı ifade eden sağlık sektöründe kadın iş gücünün rolü ve etki değeri gerek sonuç odaklılıkları gerekse iş yapma usullerindeki titizlikleri açısından oldukça ehemmiyetlidir. Bütün bunların yanında kadınlar hanedeki toplam gelirin belirli bir kısmını kazanarak kendilere sosyal ve ekonomik bir statü elde edebilirler.

Bu durum toplumsal etki ve algı açısından değerlendirildiğinde yansımaları olumlu olmaktadır. Bütçeye kazandırılan miktar her ne seviyede olursa olsun kadının aile içerisindeki gücünü ve erkeğe olan bağımlılığını azaltarak erkeğin baskılarına karşı da ayakta kalabilmesini sağlayacaktır. Nitekim bu durum kadına özgüveni de birlikte getirerek daha güçlü ve yeterli hissetmesine sebep olacaktır.

Özet olarak kadınların erkeklerden farklı olarak çeşitli sosyalizasyon süreçlerinden geçmeleri ve farklı toplumsal değer yargıları içerisinde mücadele etmeleri cinsiyet eşitsizliği-eşitliği kavramlarını ön plana çıkarmaktadır. Bu durumda ülkede ulusal düzeyde politikalar oluşturulurken sağlık hizmetlerinin planlanması, uygulanması, yönlendirilmesi ve değerlendirilmesi süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi adına daha duyarlı yaklaşımlar önerilebilir. Sunulan sağlık hizmeti kapsamında da bu yaklaşımın yaygınlaştırılması için toplum bilinçlendirme çalışmaları da eklenmelidir. Bu durumun gerçekleştirilmesi amacıyla özellikle politika belirleyici rollerde ve üst düzey görevlerde bulunan devlet büyüklerimizin hizmet sektöründeki strateji ve hedefleri belirlerken kadın bakış açısına da önem vermeleri gerekmektedir.

Kadınların eğitim statülerine, yetkinliklerine ve becerilerine, sahip oldukları niteliklere bakılmaksızın erkeklerin lehine alınan kararlar ve buna bağlı olarak oluşturulan yükseltme standartları ortadan kaldırılarak; kadınların sağlık sektöründeki cam tavanları kırılmalıdır.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz